Будь Собой, Кем бы Ты Не Был!


Bayram Güçlü 15 Aralık 2014 22:39

Küçük Şeyler

Önsöz

  • Kitap ne kadar akıcı ve anlaşılır da olsa, yine de ekrandaki kadar keyif verici olmayabilir. Kitap ve televizyon farklı şeyler. Televizyon renkli, ama kitap da gerekli.

Küçük Şeyler Üzerine Bir Öykü: İki Dost, Bir Kuş

  • Bu dünyada küçük şeyler yoktur. Bakmasını bilen göz için her şeyin bir anlamı vardır.

Kitabın Kapağındaki Küçük Şeyler

  • Midye kabuklarındaki helezonu dikdörtgenler içine yerleştirdiğiniz zaman, Fibonacci dizisine uygun bir yapı ortaya çıkıyormuş. Fibonacci dizisi 0, 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34... şeklindedir. (Yani dizideki her sayı, kendinden önceki iki sayının toplamıdır.) Midye kabuğu, belki insan kulağı, bu diziyi barındıran bir yapıya sahip. Ayçiçeklerinin/günebakanların tanelerinin sıralanışı, ağaçların fidan verme, güllerin budanma düzenleri, hatta eni--boyu zarif altın oranlı dikdörtgen, midye kabukları gibi Fibonacci dizisini barındırıyormuş içinde.

Küçük Şeylerden Büyük Mutuluklar Üretmek

  • Olaylar önemli değildir, onları algılama şeklimiz önemlidir.

Öteki--Bilmezlik/Ben-Merkezcilik

  • Bir ırmağın bu yakasında bir adam varmış. Karşı yakasında da başka bir adam. Irmak geçilmesi zor bir ırmakmış. Bu yakadaki karşı yakadakine seslenmiş: "Hey, karşıya nasıl geçebilirim?" Karşı yakadaki adam hayretle cevap vermiş: "Ne lüzum var, sen zaten karşıdasın."

Değerlere Uymada Üç Hata

  • Pis bir sokak, üzerine yeni çöpler atılmasını hak ediyor olabilir. Ama ben o sokağa çöp atmayı hak etmiyorum.
  • Örneğin, bizim bugün şehirlerdeki, piknik yerlerindeki çöp atma rahatlığımızın nedenlerinden biri, göçebe yaşamış dedelerimizin doğadaki rahatlıkları olabilir. Onlar, yayladan göçerken, doğal atıklarını çevrede bırakabilirlerdi; doğa bunları özümler, içine sindirebilirdi. Ancak bugün, teneke kutuları, naylon poşetleri doğa içine sindiremiyor. Belki bu yüzden eski alışkanlıklarımız, yeni dünyada sorun yaratıyor.
  • Keyfimiz olmadığında da çevremizdekilere saygılı davranabileceğimizi, Koreliler bize çok şık bir şekilde gösterdiler.Bizde futbol seyircisi için alışılagelmiş davranış şekli şudur: Eğer tuttuğunuz takım maçı kazanmışsa seviniriz, alkışlarız; kaybetmişse sinirleniriz, alkışlamayız. Oysa Koreliler, son Dünya Kupası maçında böyle davranmadılar. Üçüncülük maçında Koreliler Türk Milli Takımına yenilmişlerdi, üzgündüler. Ama yine de nezaketi elden bırakmadılar. Yenilen takımlarını ve bizim takımımızı alkışladılar. Üçüncülük maçında televizyonu maç biter bitmez açan bir Türk izleyici herhalde şöyle derdi: "Tüh, maçı biz kaybetmişiz, Koreliler kazanmış." Niçin böyle derdi? Çünkü Koreliler alkışlıyordu. Oysa Koreliler yenildikleri halde alkışlıyorlardı. Yenilmişlerdi, üzgündüler, buna rağmen alkışlıyorlardı. İşte, bunu belirtmeye çalışıyorum. Keyfimiz var veya yok, çevremizdekilere, karşımızdakilere saygılı davranabiliriz. Koreliler gibi. Dünya Kupasında üçüncülük maçını anlatan TRT spikeri, o güzel Türkçe'si ve her zamanki nezaketiyle şöyle diyordu: "Sevgili izleyiciler, inanmayacaksınız ama, maçın bitimine bir dakika var ve bir tek Koreli stadyumu terk etmedi." Maç bitti, Koreliler yenildi. Spiker arkadaşımızın hayreti daha da arttı. Çünkü, bir tek Koreli bile stadyumu terk etmemişti ve üstelik tüm izleyiciler her iki takımı birden alkışlıyorlardı. Ve dahası tribünlerde iki bayrak belirdi. Türk bayrağı daha büyüktü, Kore bayrağı daha ufak. (Bu da ev sahibi nezaketi olsa gerek.)
  • Bir profesörün onuru bir çöpçünün onuruna eşittir; bir kapıcının onuru, bir genel müdürün onuruna, hekimin onuru hastanın, hastabakıcının onuruna eşittir ve bir müfettişin onuru, bir hırsızın onuruna eşittir.
  • Ekmeğe niçin saygı gösteririz? Çünkü nimettir. İyi de eşlerimiz, çocuklarımız nimet değil mi? Öğrencilerimiz, çıraklarımız, komşularımız nimet değil mi?
  • Ben ülkemde yerdeki ekmeğe tekme atıldığını hiç görmedim. Ama yerdeki insana tekme atıldığını çok gördüm. Yerdeki ekmeklere gösterdiğimiz saygıyı birbirimize de göstereceğimiz günlerin gelmesini diliyorum. (Sanırım o günler yakındır.)

Yüzde Yüz Haklı Olunur mu?

  • Taraflardan birinin yüz, diğerinin sıfır olduğu hiçbir çatışma yoktur.
  • Eğer çocuğunuz size yalan söylemişse bu yalanda sizin de payınız vardır.

Marifet İltifata Tâbidir

  • "Bilim ve sanat iltifat görmediği ülkeyi terk eder" ~ İbn-i Sina ~
  • Bugün arazi olan yarın arazisiz kalır. Arazi olmayın, arazinize sarılın. Eğer siz toprağa iltifat ederseniz, toprak da size eder.
  • Kayınvalidenizin birtakım eksileri bulunabilir; ama en az iki de artısı vardır: Eşinizi doğurmuştur ve çocuklarınızın ninesidir.
  • İşyerlerinde, gerçekten amir ile memur arasında büyükçe bir mesafe mi bulunmalı, yoksa bulunması gerekli doğal mesafeyi abartıyor muyuz?
  • Övgüde, iltifatta mehter adımı gidiyoruz da, olumsuzu söylemekte dörtnalayız.
  • Yakınlarımıza kızmayı doğal, onları dinlemeyi, onlara güzel şeyler söylemeyi gereksiz buluyoruz.

Ceza, Ödül, Geribildirim, Yaptırım

  • Doğada, elinize bir çubuk alıp yaban arılarını rahatsız ederseniz, bu davranışınızın doğal sonucu şudur: Arılar sizi sokar. Arılar sizi cezalandırmak için sokmazlar; davranışınızın doğal sonucu sokulmaktır. Eğer siz arıları rahatsız ettiğiniz için bir fil gelip sırtınıza hortumuyla vursaydı, bu ceza olurdu. Çok şükür doğada böyle tuhaflıklar yoktur.
  • Güçlünün zayıfı ezmesi doğada doğaldır. Ancak bu durum, insanlar arasında doğal değildir, anlak dışıdır.
  • Ödül cezadan, geribildirim ise ödülden üstündür.
  • Ödül, bizi, yaptığımız işin doğru olduğuna değil, kârlı olduğuna inandırır. Geribildirim ise bize doğru yolda olduğumuzu gösterir.

~ Yazar : Prof. Dr. Üstün Dökmen ~

~ Yayınevi : Sistem Yayıncılık ~